Reklam
Bugun...
Reklam
Reklam
Allah bize yar olsun


Birol AKDOĞAN
beone52@hotmail.com
 
 

Dün olan eskiyor. Az önce bile eski. Zamanın akışı içinde geride kalan her şey anıya dönüşüp, mazi oluyor. Haliyle bizlerde eskiyoruz. Yaşlılık, tecrübe, yitirilen zaman, artış, yok oluş; ne dersek diyelim yavaş yavaş tükeniyoruz. Ve bu tükenişte; edinimlerimiz, mücadelemiz, bakış açılarımız, yönlerimiz, anlayışımız, tutunduklarımız değişiyor. Her değişimde de geçmişe daha çok özlem duyuyoruz. Sevgilerimiz, tutkularımız, bağlılıklarımız, bağlanışlarımız, değerlerimiz, insan yanımız azalıyor. İşte düne duyduğumuz o geçen zamanı geri getirme duygusu tamamıyla uzaklaştığımız, bir daha gelmeyeceğini düşündüğümüz, içimizde özlem dolu kora dönüşen o dünler sadece ve sadece kendimize olan acınası halimizden kaynaklı ne yazık ki. Arıyoruz her yeni günde geçmişimizi. Keşkelerimiz, iç çekişlerimiz, eyvahlarımız kaybettiğimiz kendimize aslında. Böyle işlemedik çünkü bilinç altımıza kayıttayken. Hepimiz birer anıyız aslında. Doğduk; doğum müjdemizle, doğduğumuz gün itibariyle, anne babalarımızın o günkü sevinçleriyle, hayata merhaba deyişimizle,yaşam koşulları ve süreci dahilinde bize sunulanlarla sürekliliği olan anlarız.Bir yandanda benliğimizi kendi yazdığımız hayat hikayesiyle, kendimize özel anılarla da doldurmaktayız. İyileri, kötüleri, az mutlu edeni, hiç mutlu etmeyeni, hatırlamak istediğimiz, hiç aklımıza dahi getirmek istemediğimiz kendi data bankamızın birikimi anılar. Küçücük bir ceninden, yetişkin bir birey olma ve insan olma olgusuna ulaşma yolculuğumuz. Çeşitli eğitimler, toplumsal normlar, ilahi ve sosyal kurallar, devlet güvenceli yasalar, gelenekler, alışkanlıklarla kişisel dünyamızı genişletme ve maneviyatımızı etik ve moral değerlerle güçlendirme yürüyüşü. Değişmeyen tek şey, değişimin kendisi. Süreç devam ediyor. Geçmiş doluyor yığın yığın ve hayat sürdükçe veri tabanı yükseliyor. İyi olanı nedense hepimiz sahipleniyoruz. Kötü olana asla tahammülümüz yok. Bu normal olanı doğal olarak.Ancak toplum hayatımız öyle bir hal aldı ki ruh sağlığımız bozulmuşken, ahlakımız, vicdanımız, hafızamız, değer yargılarımız, birbirimize inancımız allak bullak bir hal aldı. Birbirine selam vermek için tanış olmak gerekmezken artan çekincelerimizle selam vermekten, birbirimizin yüzüne bakmaktan imtina eder, korkar hale geldik. Birbirimize insan gözüyle bakmak yerine fırsat olarak bakma anlayışı gelişti. Korkularımız çoğaldı. Geçmeyen açlığımız bizi yaratığa dönüştürdü. Bu yaratıklık durumu ki; bizi değil insanoğlu canlılar arasında biçimsiz bir varlığa dönüştürdü. Veri tabanımızda kaymalar oldu, üst benliğimizdeki deformasyon kişiliğimizi çaldı.Uzun lafın kısası dolu dolu hatırlanası anılar yerine kayıtlar artık ne yazık ki utanacağımız,kızaracağımız,saygı duymayacağımız veriler sokmaya başladık. Daha bir kaç gün önce ülke gündeminde söz sahibi bir partinin Genel başkanına yapılan linç girişimi. İstanbul'da 5 yaşında ki bir çocuğumuza, bebeğimize yapılan insanlık dışı fiil. Geçmişte vakıf okulu ve KUR'AN kurslarında çocuklarımıza yapılan utanmazlıklar. Engelli bir kardeşimize tecavüz edip ardından tahrik etti diyen zihniyet. Kız kardeşlerine tecavüz edip, hamile bırakıp, üzerine onları infaz eden sıfatsız. 14 kişinin ırzına geçip kendini savunmaya dahi mecali olmayan bu ülke evladına yargının takındığı tavır. Kaldırımda bir aracın çarpması sonucu ölen ve ardından intihar denilip, babasına da akli dengesi bozuk yakıştırması yapan anlayış. Öldürülen kadınlarımız, yok sayılan kimlikler, haklar ve sonu gelmeyen daha binlercesini sayabileceğim yozlaştığımızın göstergesi olaylar, sonuçlar. Yönümüzü yitirmişiz. Ortada bir rüzgar var, ancak gittiği yön hiç iyi bir yön değil.Geldiğimiz noktada bir bakıma şansa yaşıyoruz. Bizim ananelerimiz, törelerimiz, aktarılan veri tabanımız ve yüklenmekte olan edinimlerimiz böyle değildi. İyiden, güzelden yanaydık hani. Anıları kıymet bilip dolduruyorduk bilinçaltı dağarcığımıza. Ne oldu bize. Kimliği vakur, sözü sükut olması gerekenler maalesef lağım saçıyor. Toplumda bilgelik sıfatına koyacağımız sapkınlık yapıyor. İnanç dediğimiz şey değmeyen ellerde pazar malı muamelesi görüyor. Okumuşu cahil denenden daha boş çıkıyor. Ahlak denen şey yaşamadığı kimliklerde indirim üzerine indirim alıyor ve her gün biz geçmişi biraz daha özlüyor ve düne daha bir hayıflanıyoruz. Toplumda örnek teşkil etmesi gereken bireyler kötülüğe öncü olmuşken, sözüm ona mazlumun yareni olması gereken çakalın yalayıcısı olmuşken, ahlak sarsılmaz temeldir diye bilirken bacak arasına sıkıştırılmışken, yasa, kaide varken kendini herkes hüküm mercii görürken, üzülerek söylüyorum bizim daha çok kötü anımız olur. İyi, güzel, adalet, hoşgörü, samimiyet son namazı kılınmış, toprağa verilen naaşlar olmaktan öteye gitmez. Adamlar tutuyor hangi hak, suç, delil, yetki ve maharetle bilinmez birini linç etmeye kalkıyor. Sonra sağduyunun hakim olması gereken yerde yine mağdur çıkıp sağduyulu beyanat verirken, adam sıfatında sandıklarımız densizce açıklamalarda bulunuyor.Yetmiyor birileri bu olayın tarafkirliğine, savunuculuğuna soyunuyor. Ayıptır ya. Ne oldu bize? Bu kadar mı vicdanlarımız örselendi? Bu kadar mı hayasız olduk? Sözüm ona aklınızca hüküm kestiğiniz adama hangi mahkemece böyle bir suç isnat edilmiş veya hangi görsel kanıt var elinizde (ki olsa bile bu size düşecek bir yetki değil) ve hangi dayanak ve gerekçe ile böyle bir şeye kalkışıyorsunuz. Siz kimsiniz. Hayatın hangi yerinde beklentisiz, karşılıksız ve ahlaki olarak hangi çaresiz eli tuttunuz da bezirganlığa soyunuyorsunuz? Ya da birileri teröristle görseller verip adına çözüm derken kaçınız böyle bir şeye kalkıştı. Herkesin güvencesi adalet mekanizması içinde ki akıl almaz gelişmeler hep akla aykırı. Hukuk; halk arası her türlü ilişkileri düzenleme,teminat altına alma ve eşitçe herkesi sulh ettirme veya hüküm verme noktası mı? Yoksa kim kimi alaşağı ederse ezsin deme mecii mi? Ne oluyoruz Allah aşkına. Bu gidiş gidiş değil. Bu topraklarda savaş,kan,ileri,geri,hainlik,puştluk hep olmuş.İşte Türk milletinin büyüklüğü bu durumlarla baş edebilmeyi başarabildiği için tescillenmiş. Kötülüğün her türlüsüne dur demiş.Yeri gelmiş dine hami olmuş, yeri gelmiş mazluma kalkan olmuş. Ama asla hainliğin, kötülüğün, kahpeliğin, ahlaksızlığın, aykırılığın ne yanı ne de yandaşı olmuş. Her koşulda tüm yozlukların karşısında hep dimdik durmuş. Şimdi bu menzilsiz sürükleniş nereyedir. Bu sonu belirsiz sığlık, bağnazlık, canilik ve etik dışılıklarla dolu sürükleniş nasıl son bulacak? Bir olay gerçekleştiğinde utancını taşımak yerine, vicdansızlaşmak, çirkefleşmek, yobazlaşmak bizi nereye vardırır? Ne zaman unuttuk dertlinin derdiyle dertlenip, mutluluğuyla mutlu olmayı? Bu durumun kendimize katkı yapacağını, insan yanımızı güçlendireceğini, kayıtlarımızda ve öğretilerimizde aksinin yeri olmadığını neden inkardayız? Biriktirdiğim kötü anılarım bile yaşananları gördükçe hafif kalıyor olup bitenin yanında. İyiyi öğütleyip, güzeli öğreten ve uygulayan olmadıkça umutlarımızı kökten tüketiriz. ALLAH bize yar olsun, yardımcı olsun. Olsun ki geç olmasın. Hala umut varken insanlığımızı ve insan yanımızı muhafaza edelim. Anılarımızı gömmeyelim. Evet hepsi insanoğlunun eseri ve kabul edilmesi zorda olsa insana özgü ama doğru tavır almak ve doğrudan yana tavır koymak diye bir şeyde var. Doğruyu nasıl tanımladığımız da üzerinde durulması gereken bir olgu. Azıcıkta özeleştiri. Bir tek nitelik ve paye sahibi biz değiliz. Azıcık payeye değmez, niteliksiz yanlarımızı da gördüğümüzde ve örseleyip, düzeltmeye çaba sarf ettiğimizde Allah'a yar olma yolundayız. Kimseye değil, kendimize samimi olalım.....



Bu yazı 486 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI