Ertan KILIÇ

Ertan KILIÇ

10. Köy

Gençlerin kaderini yüksek gerilim ve inşaat işlerine bağlamayalım

10 Haziran 2020 - 21:10 - Güncelleme: 13 Haziran 2020 - 14:48


Gölköy, Ordu’nun en eski ve en büyük ilçelerinden biri. Yaklaşık 30 bin nüfusu bulunan ilçemiz ne yazık ki, ne devlet yatırımlardan gerektiği kadar faydalanabiliyor, nede özel sektör yatırımlardan. Bunun sebebi olarak ister coğrafi şartlarını söyleyin, isterseniz ulaşım ağlarına olan uzaklığını. Elbette ki bu konuda bahane aranmak istendiğinde bir çok bahane bulunabilir. Ancak bunun en büyük sebebi hiç şüphesiz ki biçilen kadere razı gelmek. Bunu neden söylüyorum, çünkü Gölköylü gençlerin kaderi Yüksek Gerilim Hatları yada inşaat şantiyeleri olmamalı. Doğdukları, büyüdükleri, sokaklarında yürürken hayaller kurdukları topraklarında da geçimlerini sağlayabilecekleri bir şeyler mutlaka olmalı.
 
Gençlerimiz, mahkum edildikleri Yüksek Gerilim Hatlarında ne yazık ki can veriyor. Ama ateş düştüğü yerde kalıyor. İki üç gün ağlıyoruz, sonrasında ise gençlerimizi yine o şantiyelere göndermek zorunda kalıyoruz. Allah’tan İzzet Yiğit, 1950 yılında İtalya’ya gidip bu işi tüm detaylarını öğrenip gelmişte bu işte Gölköy markasını yaratmış. Ama inşaat ve yüksek gerilim hattının alternatifini bulmamız lazım.
 
Babamın memuriyet hayatı dolayısıyla 1986 yılında ayrıldık Gölköy’den. Ama hep gönül bağı ile bağlı kaldık Gölköy’e. 1986 yılından beri ilçemizde bir değişim ne yazık ki olmadı. Sadece farklı olarak yeni binalar yapıldı. Ama iş alanı noktasında sadece Ali Kemal Mert döneminde yapılan Tekstil Fabrikası oldu. Ancak Ali Kemal Mert döneminde de, rahmetli, Recep Karaahmetoğlu döneminde yapılan taş ocağı ve beton santrali yanlış yönetim ve denetlenmemesi nedeniyle atıl bir duruma geçti. İşin özü, bir tarafı yaparken ne yazık ki bir tarafı yıktık. Sonuç olarak, tekstil fabrikasında çalışan 400 kişiyle yetindik.
 
Peki, neler yapılabilir. Yazıya başlarken de belirttiğim gibi Gölköy’de hayvancılık amatör ruhla yapılıyor. Bireysel destekler dışında bir birlik yada oluşum ne yazık ki yok. Gölköy’ün en önemli eksiklerinden biri Et ve Süt Ürünleri Üreticileri Birliği olduğunu düşünüyorum. Bunun nedeni de, Gölköy’de çok rahatlıkla kurulabilecek ve devletten ve AB fonlarından rahatlıkla hibe desteklerin alınabileceği bir alan bu. Hatta büyük firmalar bile bu birliklerden ürün almak için bir çok destekleme yapıyor.
 
Peki, bu birlikler nasıl kuruluyor. Öncelikle kısa bir araştırmanın ardından 8879 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu karşımıza çıkıyor. üretici belgesi olan 16 kişinin bir araya gelmesi gerekiyor. Birliğin tüzüğünün hazırlanması ve gerekli şartların sağlanıp sağlanmadığının belirlenmesi gerekiyor. Peki birlik için aranan şartlar neler? Et ve Süt Ürünleri Üreticileri Birliği’nin kurulabilmesi için yıllık 3 bin 600 yüz ton süt, 320 ton da kırmızı et üretimi gerekiyor. Tabi öncelikle bu 16 kişiyi bir araya getirecek biri babayiğit lazım bize. Ben şuna inanıyorum ki böyle babayiğitler Gölköy’de fazlasıyla var. Sadece 16 kişinin güç birliği yapması ve birliğin kurulması için gerekli çalışmaları yapması gerekiyor. Sonrasında mı? Gölköy, Gürgentepe, Aybastı, Mesudiye hatta Reşadiye’ye hizmet verecek bir et kombinası neden kurulmasın? Bir et kombinası demek direkt olarak 40 kişiye istihdam sağlarken, dolaylı yollardan bu rakam 200 ile 400 kişi arasına çıkar. Ayrıca vergi avantajları ve destekleri de unutmamak lazım.
Peki et ve süt ürünleri birliğinin pazarı nasıl sağlanabilir? Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, İstanbul’da bulunan bir çok lokanta, kırmızı etini Anadolu’dan temin ediyor. Kaldı ki, Gölköylü bir çok esnafımız mevcut İstanbul piyasasında, yani kırmızı etin pazarlanması noktasında her hangi bir Pazar sıkıntısı yaşanması mümkün değil. Çünkü, kasaplardan ve özel et kombinalarından vergi ve Pazar olarak bir üstünlüğünüz olacak. İşletmelerin ödediği bir çok vergi kalemini birlikler ödemiyor. O yüzden bu size pazarda fiyat avantajı da sağlayacak. Kaldı ki, Aybastı’dan İstanbul’a kırmızı et ve süt ürünlerinin geldiğini biliyoruz. Hatta şu an haftada bir kez Aybastı’dan minibüslerle süt ürünleri getirerek satışı yapılıyor. Birliğin kurulması durumunda, bir çok pazarda süt ürünlerini satarken yer parası dahi ödemeden kendinize alan bulacaksınız.
 
Süt ürünleri için Pazar aramanıza da gerek yok aslında, üç kuruş fazla olacağına Pazar sıkıntısı yaşamayalım derseniz birlik olarak karar alır ve büyük bir süt ürünleri firması ile anlaşıp sütlerinizi hiç uğraşmadan o firmaya satar ve karşılığında uzun süre çalışmak şartıyla bir çok ekipman desteği sağlayabilirsiniz.
 
Bunlar sadece birkaç örnek, Gölköy’de profesyonel manada bir çiftlik yok. Birliğin kurulması durumunda hazine arazisi araştırması yapılıp, uygun bir alanda modern bir çiftlik kurulumu bile düşünülebilir. Bunların hepsi yapılabilecek şeyler. Ancak bunların olabilmesi için öncelikle bu işi organize edecek babayiğitlere ihtiyacımız var. İlk adım ise 16 Gölköylünün birliğin şartlarını yerine getirecek şekilde üretim yapmaya başlamasında. Gerisi çorap söküğü gibi gelir. Bunlarla ilgili örnekler artırılabilir mi? Tabiki artırılabilir, su ürünleri ve arı yetiştiriciliği ile ilgili çalışmalarda yapılabilir. Ama bunları yapmak için önce mangal gibi bir yüreğe ihtiyaç var, sonra da dedikodulara kulaklarını kapayacak, başladığı yolda emin adımlarla yürüyecek gönül dostlarına ihtiyaç var. Peki Gölköy’de bunlar yapılabilir mi? Kesinlikle yapılabilir. Babayiğitlere duyurulur.
 
 
 

Bu yazı 914 defa okunmuştur.
Reklam

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum